27/5/2008 - ENKAZ

ENKAZ...
DOĞUM
Bir insan DOĞAR , yaşar ve dünya yok olur…Çünkü o insan
öldüğünde dünya dönüşünü durdurmuştur… Ama
onun için…… Ben öldüğümde de aynısı olacak dünya duracak ve bir daha
dönmeyecek…Gidenlerin arkasından
üzüldüğümüzde anlıyoruz kendi gidişimizi… Biz gittiğimizde üzülecek olanları
düşünüyoruz… Amaçsızca yaşayacak duruma gelen bir insan misali baktığımızda
yani dünyaya benim penceremden baktığımızda ; üzülmemesini istiyoruz…Kimse
kırılsın ağlasın istemiyorum… Bana kin tutan yüzlerce insanın bile ben
öldüğümde içinden geçebilecek bir
damlacık üzüntüye bile dayanamam… Kimseyi üzmek istemem ve belki de bu yüzden
kendimi frenliyorum yaşamdan soyutlanmamak için… Ben bunları düşünürken ve
düşündükçe gözlerim dolarken…Lütfen sizde üzmeyin beni LÜTFEN…
Uzun bir çizgide yürüyüşe benziyor hayat. Ve dolambaçlı bir labirent misali
sürekli kaybediyorsun yolu…Aşkı kaybetmiş , yıkılmış bir insan için kendini
kaybetmekten beteri yoktur…Bir deprem olur
gönlünde ve yıkılır bütün inancın, güvenin, AŞKIN ve en önemlisi amacın… Ve bir
enkaz vardır gönlümde ve bunun fotoğrafında ağlamaklı yüzüyle bir çocuk
görünür…Bıkmadan , usanmadan bağırır enkaza ; “sesimi duyan varmı” diye…Ve bir
örtü vardır, bir rüzgarda havalanabilecek gibi… O örtüyü örter enkazına ve o
mazlum ağlamaklı çocuğuda alır altına
örtü…Nezaman bir rüzgar esse görüyorum gönlümde havalanan örtünün altındaki
arayışına devam eden Kendalı…
Evet galiba ilk defa konuşuyor dertleşiyor gibi yazacağım bu
gece… Tam 1 yıl önce bu gece bir yazı yazmıştım…Ve onu okumaya şimdiye kadar
sadece 2 defa cesaret edebildim…Onuda yayınlayacağım… Şimdi sadece örtbas
ettiğim acılarımla dolu bir bilinçaltım var…Herkesin korktuğu bişeyleri varken
benim dünyada tek korktuğum şey bilinçaltım…Çünkü okadar çok üstüne örtü
çektiğim enkazlar varki… Hepsinin ortaya çıkmasından korkuyorum…Güçlü durmaya
çalıştığım ve bir nebzede güçlü durabildiğim dünyamın altındaki gerçekler
bunlar… Gerçeklerimden korkmuyorum ama bu gerçekleri gömmem gerekiyor… Bunları
örtbas etmeyipte gün yüzüne çıkardığımda ; yazımın başında dediğim gibi
dünyanın benim açımdan durmasına sebebiyet vermiş olurum… Ve benim yüzümden
insanlar üzülebilir…İşte bunu hiç kaldıramam… Tek başıma yaşadım ve çözdüm tüm
problemlerimi ve hayatımda her zaman bir çözümcü olmuşumdur…Ama bilinçaltımdaki
enkazları tek başıma halledemem, yıkılırım… Bir bilgisayar oyunu gibi değil bu,
şuanda yaşadığım… Kaybedersin ama oyun devam eder… Anlamını yitirmiş bir
yaşamın içinde olmak gerçekten çok zor… İşte şimdi Shezofrenin kelime anlamını
tam anlamıyla anlayabilir insan… Sebep ve sonucun bütünlüğüdür…Hayatta böyle
olmalı ama değil… Sebebini bilmediğimiz, sonucuna katlandığımız serüvendir
yaşam… Galiba susmak en iyi çare… Ve susmak yine yakıyor gönlümüzdeki ateşin
fitillerini… Kim bilir belki gönlümüzün enkazından “Sesimi duyan Var mı”
sorusuna cevap gelir… Kimbilir…
02:35
25/05/2008
SAF VE TEMİZ DUYGULAR
Gideceksen niye çağırdın… Biteceğini bile bile… Bir mazoşist
hesabıyla , sadist umursamazlığıyla… Neden… Çıkartmayı göze aldığın aşkı neden
kanına sokarsın… Neden düşünürde atarsın içine kendini…Şimdi ne var elinde,
ellerimizde… Ne var ? Koca bir sıkılganlık ve birkaç inci yani zehire zehir
katan beyaz görünümlü kara incilerden (gözyaşlarından) başka…Ne var ? Ateşe
sevdası olan gece kelebeği misali, yusufçuk misali…Yanacağını bile bile atarsın
içine kendini… Kestiremediğin bir nokta var… Oda sen her nekadar reerkarnasyona
inanıp yaşasanda ben inanmıyorum…Ben ne kelebek olarak doğdum nede bir insan
gibi öleceğim… Zaman… Derdim hep her şeyin çaresi… Uzun süreli intihar oldu
benim için… Kendimi şimdi gökyüzündeki kuyruklu yıldız gibi hissediyorum… Her
yaşadığım sevdadan sonra bir gezegenin çekim alanına girip , yörüngemi
değiştirip, yola devam eden bir kuyruklu yıldız gibi… Sense Gezegen misali,
olduğun yerden çekim alanına giren kuyruklu
yıldızları istemedende olsa , elinde olmadanda olsa farklı yörüngelere
süren ve yok oluşa götüren zaman aralıkları koyan bir gezegensin… Ne senin
suçun var nede benim kuyruklu kalbimin… Acaba doğru gezegen senmiydin ? Acaba
kalın atmosfer tabakanın altında yaşam
varmıydı… Acaba kuyruklu bedenimin dünyasımıydın sen… Bilmiyorum, bilsemde
artık yörüngenden çıkmış bir halde uzay boşluğunda sürüklenen bir kuyrukluyum
artık… Yolculuk nereyemi ? Belki içinde hayat olan bir gezegen bulurum… Belki o
karşıma çıkar… Çünkü sürükleniyorum boşlukta aklımın yarısını kaybetmiş şekilde… Belki bir dünya bulur
yerleşirim beklide birkaç milyon yıl sonra yörüngem sana döner… Kim bilir… Bir
insan milyonlarca yıl yaşayabilirmi ? Belki de…Belki de çünkü çektiğin acılar sana bir ömür gibi gelir… Ama
dedim ya boşlukta salınıp gider haldeyim, zaman merhumunu kaybettim… Oyüzden imkansız
işte…Her ne kadar milyonlarca yıl sonra yörüngem sana dönecek olsada yani milyonda bir ihtimalde olsa yinede istisnalar
kaideyi bozmaz….Seyduna ve Şahrud gibi kavuşamaz ikili…Hani demiştim ya… Ne bir
kelebek gibiyim yeniden doğuşa inanayım nede bir insan gibiyim usulca öleyim…
Kuyruklu yanan kalbimle ölürüm ancak… Pablo Neruda en hüzünlü dizeleri
yazabilirim bu gece demişti…Kusura bakma Pablo ben YAZDIM bile…hoşça kal… GÜNÜ
00:42
25/05/2007
KENDAL
ELÇİ
|